Dış Politika
Türkiye Cumhuriyeti, var oluşundan bu yana dış politika alanında daima aktif bir rol üstlenmiştir. Bu durum, Türkiye’nin bölgedeki diğer devletlere nazaran “medeniyetin” ve beraberinde refahın öncüsü olmasından kaynaklandığı kadar, tarihsel bir miras olarak devraldığı hariciye geleneğinin de doğal bir sonucudur.
Jeopolitik gelişmeler, bölgede asla sona ermeyen ve son yıllarda iyiden iyiye tırmanan gerilim, Türkiye’nin özellikle güney sınırında her an artan tehdit, küresel çapta yaşanan göç problemi, yakın gelecekte meydana geleceği öngörülen su krizi gibi sebepler; dünyada dengelerin hızla değişmesine sebep olmaktadır. Bu panorama karşısında devletler, egemenlik ve bütünlüklerini korumaya yönelik kati politikalar ve tedbirler inşa etmeye mecburdur.
Türkiye Cumhuriyeti ise jeopolitik konumu ve hükümetin dış politikada adeta her adımı yanlış atması neticesinde, bu süreçlerin yaratacağı sorunlarla doğrudan karşı karşıya kalabilecek bir durumda bulunmaktadır. Yakın çevremizde asla sona ermeyen ve ereceğe de benzemeyen çatışma ve istikrarsızlık ortamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin daima hazır ve kendisini mümkün mertebe çatışma düzleminden uzak tutacak pozisyonda bulundurma zorunluluğunu doğurmaktadır.
Dünya dış siyasetinin ve bölgemizin çalkantılı bir döneme girdiğini göz önüne aldığımızda, Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarını korumak için her zamankinden daha çalışkan ve kararlı olmamız gerekmektedir.
Dış politikada ilk önceliğimiz, Türk halkının güvenliği ve ulusumuzun mevcut sınırları içerisindeki egemenliğidir. Bu hususlardan asla taviz verilemez. Öte yandan Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesine bağlı kalarak küresel ve bölgesel barışın sağlanması konusunda öncü ülke rolü üstlenmeye devam edilecektir.
Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşlarının faydasına olan mevcut uluslararası iş birliklerini sürdürecek ve devletimizin çıkarlarıyla örtüşecek potansiyel iş birliklerine açık olacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti, müttefikleri ve çevresindeki ülkelerle dengeli ve yapıcı diyaloglar geliştirecek ve çevresinde bir istikrar ve refah alanı oluşturulmasına bilfiil katkıda bulunacaktır. İkili ilişkilerimiz güçlendirilirken, karşılıklı ticaret ve yatırımların güvenliği de ön planda tutulacaktır.
Türk dış politikasının sağlıklı ve tutarlı bir şekilde ilerlemesi için gerçekçi, dikkatli ve sabırlı bir yaklaşım sergileyeceğiz. Bununla birlikte Hürriyet Partisi, ülkemizin bölgedeki hakiki rolünü bildiği gibi yurdumuza ve ulusumuza yönelebilecek tehditlerin de farkında bulunmaktadır. Bu doğrultuda her türlü değişime uyum sağlayabilecek, yeri geldiğinde yaratıcı ve cesur adımlar atabilecek bir dış politika anlayışı esas olacaktır.
AB Politikaları
- Türkiye, mevcut Geri Kabul Anlaşması’ndan derhal çekilecektir.
- Her türlü ilişki ve iletişimde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize süreçlerinde yaşatılan mağduriyetlerin çözülmesi ön talep olarak dile getirilecek ve bu sorun en kısa sürede sona erdirilecektir.
- Avrupa Birliği ile bölgede karşılıklı iş birliği; özellikle göç, istihdam ve sosyal haklar bağlamında yeniden kurgulanacaktır.
- Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk diasporasıyla ilişkiler güçlendirilerek onların hem Türkiye hem de AB için bir kültür elçisi rolü üstlenmesi sağlanacaktır.
- Türkiye’nin, Avrupa’nın enerji güvenliği, bölgesel istikrar ve Asya ile bağlantı gibi hususlarda kritik bir jeopolitik aktör olduğu açıktır. Bu bağlamda enerji projelerinde Türkiye’nin merkez ülke konumunun güçlendirilmesi sağlanacaktır ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Karadeniz’deki hakları geri adım atılmaksızın savunulacaktır.
- Avrupa Birliği dışındaki ülkelerle ekonomik ve diplomatik ilişkiler geliştirilerek çok taraflı bir dış politika benimsenecek ve Türkiye’nin manevra alanı arttırılacaktır.
- Avrupa Birliği ülkelerindeki Türkiye Cumhuriyeti karşıtı dezenformasyon kampanyalarına karşı etkili bir medya stratejisi geliştirilecektir.
- Avrupa Birliği ile ilişkiler kısa vadeli kişisel menfaatler için değil uzun vadeli milli çıkarlar gözetilerek yürütülecektir.
Suriye ile İlişkiler
- Türkiye – Suriye ilişkileri diğer bütün komşu ülkelerle de olması gerektiği şekilde, öncelikle Türkiye’nin çıkarları gözetilerek ele alınmalıdır. Türkiye’nin çıkarları; bölgede istikrarlı, kapsayıcı ve güvenli bir Suriye’nin var olmasını gerektirmektedir.
- Türkiye, hem barındırdığı Suriyeli sığınmacı nüfusu hem de Suriye İç Savaşı’nda aldığı aktif tutum nedeniyle, Suriye’de yaşanacak gelişmelerin ve kurulacak düzenin en önemli aktörüdür. Bu bağlamda Türkiye, kendisine tehdit oluşturacak terör örgütlerinin Suriye’yi bir faaliyet alanına çevirmesine müsaade edemez.
- Suriye’deki yeni yönetim ve yeni düzenle birlikte Türkiye’nin; kalıcı barışın sağlanması, Türkiye-Suriye arasında kişilerden ve diğer aktörlerden bağımsız güçlü ilişkilerin sağlanması, ticaret hacminin artırılması ve Suriyelilerin ülkelerine dönmesini hedeflemesi gerekmektedir.
- Bölgede kozlarını paylaşan dış aktörler, Türkiye’nin kendi tutarlı politikasını ve diğer ilkelerini doğrudan etkilememelidir. Bu bağlamda Türkiye, kendi dış politika esasları ve duruşundan taviz vermemeli, bir yandan da dış politikanın denge unsurunu daima gözetmelidir. Öte yandan bölgesel sorunların, ancak bölgedeki ülkeler ve uluslar arasında çözülmesi mümkündür. Bu cihetle Türkiye’nin misyonu; Ortadoğu ülkelerinin birlikte çözüm arayışında, ekonomik ve siyasi anlaşma zeminlerinde öncü konumda olmaktır.
- Türkiye’nin Suriye başta olmak üzere dış politikadaki yaklaşımları, politikacıların iç siyasete dair kazanımlarından bağımsız olmak durumundadır. Hürriyet Partisi iktidarında günün iç siyaset konjonktürü bir yana bırakılarak, Türk ulusunun komşularıyla güven ve huzur içinde yaşaması önceliklendirilecektir.
İsrail-Filistin Anlaşmazlığı
İki taraf arasında uzun yıllardır devam etmekte olan çatışma ortamı, bölgesel huzur ve barışın tesis edilmesinin önündeki en büyük engellerden biri konumundadır. İsrail’in komşu devletlerine karşı sergilediği yayılmacı tavır, bölgenin istikrarsızlaşmasına neden olmaktadır. Bu durumun sonlanması ve bölgede huzurun sağlanması için gerekli diplomatik adımlar atılmalıdır.
- Türkiye, Filistin topraklarına Yahudilerin iskân edilmesi ve Filistinlilerin yerlerinden edilmesi politikasına son verilmesi konusunda ısrarcı olacaktır.
- Türkiye, Filistin’e gereken diplomatik desteklerini sürdürmeye devam edecek, Filistin’e ve Filistinlilere gereken insanî yardımı yapmaya sürdürecektir.
- Türkiye, iki devletli barış çözümü için kamuoyu yaratmak, üçüncü ülkelerle görüşmek, ulusal ve uluslararası konferanslar düzenlemek ve bu minvalde etkili arabuluculuk faaliyetleri yaratmak için politika yürütecektir.
- İsrail’in Filistin’e insanlık dışı müdahaleleri devam ettiği müddetçe, ticarî ilişkiler normal seviyeye çekilmeyecek ve bu husus, öncelik olarak daima dile getirilecektir.
Soft Power ve Lobicilik
- Yumuşak güç ve lobicilik, devlet kurumları ve vakıfların desteğiyle yürütülmeli, bu alanda aktif kurumlar oluşturulmalıdır.
- TİKA ve YTB gibi kurumlar vizyonlarını değiştirerek etkili faaliyetlere odaklanmalı ve desteğe ihtiyaç duyan Türk topluluklarına öncelik vermelidir. Söz konusu kurumların liyakat ilkesini öncelikleyecek biçimde yeniden şekillendirilmesi gerekmektedir.
- Kültür ve Turizm Bakanlığı, aslî görev ve sorumluluklarına yönlendirilerek bu alanda faaliyet sahası genişletilmelidir. Liyakat sahibi kişilere destek sağlanarak Türkiye’nin kültür üretimi politikaları Batı dünyasıyla rekabet edecek seviyeye taşınmalıdır.
BRICS ve Türkiye
BRICS örgütünü oluşturan ülkeler, geniş bir nüfus alanını kapsamaktadır ve dünya ekonomisinde büyük bir paya sahiptir. Dolayısıyla BRICS organizasyonu çerçevesinde veya dışında bu ülkelerle belirli oranda iş birlikleri ve ilişkilerin geliştirilmesi kaçınılmazdır. Özellikle Çin’in alternatif bir güç olarak sahneye çıktığı yeni dönemde, değişen uluslararası dengelere kayıtsız kalınmamalıdır. Bunun yanında; ABD ve AB’nin geçtiğimiz yirmi yıldaki yapısının değiştiği, yeni ve dışlayıcı ilişkilerin kurulmakta olduğu bu süreçte; Türkiye için diğer BRICS üyesi gelişmekte olan ülkeler, hem siyasi hem ekonomik bir alternatif olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla hem ekonomik hem de siyasi olarak bu ilişkilerin gelişmesi için stratejik adımlar atılmalıdır. Bununla birlikte BRICS üyeliği konusunda temkinli yaklaşılmalı, Türkiye bir otokratik devletler kulübünün parçası olmamalıdır. Bu nedenle, BRICS toplantılarına gözlemci statüsü ile katılmak dış politikada dengeyi korumak adına önemli bir adım olacaktır.
BRICS üyesi ülkelerle enerji, teknoloji ve ticaret alanlarında somut projeler geliştirilmeli, bu iş birlikleri Türkiye’nin ekonomik çıkarlarını güçlendirecek şekilde tasarlanmalıdır. BRICS ile ilişkilerde, Türkiye’nin NATO ve AB bağlamındaki konumunu zayıflatmayacak şekilde dengeli bir yaklaşım sürdürülecektir.
Türkiye’nin BRICS ülkeleriyle insani yardım, kültürel değişim ve akademik iş birlikleri gibi yumuşak güç unsurlarını da içeren çok yönlü bir iş birliği politikası benimsemesi, ilişkilerin daha sağlam bir zemine oturmasını sağlayacaktır. Öte yandan Türkiye ile BRICS ülkeleri arasında ticarette yerel para birimlerinin kullanımı teşvik edilerek, döviz kurlarındaki dalgalanmalara karşı ekonomik dayanıklılık artırılacaktır. Türkiye, BRICS Kalkınma Bankası ile altyapı, enerji ve dijital dönüşüm projelerinde iş birliği yaparak ekonomik kalkınmayı hızlandıracaktır.
BRICS ülkeleriyle enerji transferi için lojistik koridorlar oluşturularak, Türkiye’nin bölgesel enerji merkezi olma hedefi desteklenecektir. Güneş, rüzgâr ve hidroelektrik gibi yenilenebilir enerji projelerinde BRICS üyeleriyle ortaklıklar geliştirilecektir. Türkiye’nin savunma sanayindeki bilgi birikimi BRICS ülkelerinin teknolojik altyapısıyla birleştirilerek ortak projeler geliştirilecek; Türkiye, BRICS ile siber güvenlik ve terörle mücadele alanında bilgi ve teknoloji paylaşımı yapacaktır.
BRICS üzerinden Türkiye’nin Asya-Pasifik’teki varlığını artırması sağlanacak, BRICS ülkelerinin Afrika’daki etkinliğinden faydalanılarak Türkiye’nin Afrika politikası desteklenecektir.
Türki Devletler ile İlişkiler
Hürriyet Partisi iktidarında Türk Devletleri Teşkilatı üye ve gözlemci ülkeleri arasında tarihî ve kültürel bağların geliştirilmesine önem verilecektir. Bu kapsamda üniversiteler arası işbirliği artırılmalı, ortak akademik çalışmalar desteklenmelidir. Diğer yandan hâlihazırda çeşitli sektörlerde karşılıklı ilişki kurulan Türkî devletler ile bu ilişki sahası genişletilecek ve karşılıklı anlaşmalar ile farklı sektörlerde de iş birlikleri yapılması hedeflenecektir. Bu kapsamda özellikle maden ve enerji zengini devletlerle ilişkilerin geliştirilmesi çabası sürdürülecektir. Türkî devletlerle yapılacak karşılıklı işbirliklerinde, savunma sanayii ürünlerinin değerlendirilmesi amaçlanacaktır.
Türk Devletleri Teşkilatı devletlerinin demokrasi ve insan hakları bağlamında gelişmesi ve yol kat etmesi, bu devletlerin ve ulusların hayrınadır. Türkiye, bu devletleri aktif bir şekilde global sahneye çıkarıp ortak dış politika stratejileri geliştirmeye öncül olarak, bu bağlamlarda da gelişmeleri için öncülük etmelidir. Diğer yandan üye devletler ve teşkilat ile düzenli diplomatik zirveler ile ikili ve çok taraflı görüşmeler sürdürülmeli, küresel çeşitli meselelerde birlikte hareket etme yolu güçlendirilmelidir.
Ermenistan ile İlişkiler
Hürriyet Partisinin Ermenistan’la ilişkilere dair genel bakış açısı, Türkiye’nin komşularıyla mümkün olan en iyi ilişkileri gerçekleştirebilmesi ve bölgesel barışın sürekliliğinin sağlanmasını öncelemektedir.
Bu kapsamda iki ülke arasındaki sınırların kapalı olması; ekonomik, lojistik, diplomatik ve kültürel anlamda geliştirilmesi mümkün ilişkilerin önüne ket vurmakta, ayrıca Türkiye’nin dünya çapındaki imajını da olumsuz etkilemektedir. Bu sebeple sınırların açılarak ticari kısıtlamaların kalkmasının, en azından orta vadede değerlendirilmesi gerekmektedir.
Diğer yandan 1915 Ermeni Tehciri’ne dair tartışmalar, iki ülke ve ulus arasındaki ilişkileri zedelemek için bir propaganda malzemesi olarak kullanılmaktadır. Bu bakımdan Hürriyet Partisinin yaklaşımı, konunun artık iki devlet arasında bir çözüme kavuşturularak Ermeni diasporasının bağlam dışına itilmesi gerektiği yönündedir. Bu bakımdan her iki devletin resmen görevlendirerek kıstaslarını ortak olarak belirleyeceği bir Tehcir Araştırma Komisyonu kurulması ve bu komisyon tarafından gerçekleştirilecek ortak çalışmanın, nihaî bir rapora dönüşmesi amaçlanacaktır. Böylece on yıllardır süregelen tartışmalara, en azından uluslararası politikanın gerçek aktörleri tarafından bir neticeye bağlanabileceği değerlendirilmektedir.
Öte yandan Türkiye’nin Azerbaycan ile arasındaki ilişki, Hürriyet Partisinin perspektifinde önemli bir noktayı oluşturmaktadır. Bu bağlamda Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı bir barışın zemini için Türkiye, arabuluculuk rolünü üstlenmeli ve bölgede karşılıklı güven ilişkisinin yeniden yaratılması sağlanmalıdır.