Adalet Politikaları
Memleketimizde vatandaşlar ile devlet arasındaki güven ilişkisini bozan ana sebeplerden biri, adalet ve hukuk sisteminin bozulmuş olmasıdır. Türkiye’de “adaletin, devletin en temel fonksiyonu olduğu” gerçeğini inkar eden yoktur; buna karşın tepetaklak gidişe mani olmak isteyen ve bu konuda gerçek bir yol haritası sunan kimseyi bulmak mümkün değildir.
Öte yandan Türkiye’de devlet aygıtı birçok yerinden çatırdamakta olduğundan, hukuk mekanizmasının bozulması da doğal karşılanır ve “Ne doğru ki o düzgün olsun?” demek, marifet sanılır olmuştur. Hâlbuki bu önermeyi tam terse çevirmek gerekir: Hukuk sisteminin kendi içinde doğru işlemediği bir memlekette, çarklar içinde ana dişli işlemiyor demektir. Yani adaletin işlemediği, kuralsızlığın geçer akçe olduğu, kurallara uyanın ahmak yerine konulduğu bir ortamda diğer dişlilerin düzgün çalışması beklenemez.
Öte yandan bu somut sorunların ana kaynakları; esasında daha soyut, genel ve köklü problemlerde aranmalıdır:
- Uzun bir müdahale ve bozulma sürecinin neticesinde, Türkiye’de yargı bağımsızlığından söz etmeye imkan kalmamıştır.
- Türkiye’de bir eylemin “neticesine katlanmak” olgusu, neredeyse yok olmuştur. Bu “cezasızlık” hâli; ödenmeyen vergilere düzenli olarak getirilen aflardan, onlarca suç kaydıyla sokakta serbest gezen faillere kadar en belirgin durumlardan biridir.
- Yolsuzluk, devlet kadrolarından sivil vatandaşlara kadar Türkiye’de her köşeye sirayet etmiş ve kanıksanmıştır. Bu bağlamda ufak tefek istisnalar dışında yolsuzluğun her türlüsü; söz gelimi rüşvet, zimmet, torpil ve genel anlamda kayırmacılık; tümüyle “işin normali” hâline gelmiştir.
- Türkiye’de yargı sistemi, kurgusal arızalardan ötürü düzenli olarak tıkanmakta ve çalışmayı durdurmaktadır. Tıkanmalara yönelik müdahaleler daima o olaya özgü yapılmış, sistemin tümüne etki eden sorunlar ise mütemadiyen göz ardı edilmiştir. Örneğin ülkemizde yaşanan yüksek enflasyon sebebiyle kiracılar ve ev sahipleri arasındaki uyuşmazlıklarının sayısı rekor seviyelere ulaşmış, devletin çözüm olarak ortaya koyduğu politikalar bu yangına körükle gitmiş ve bunun sonucu olarak sulh hukuk yargılamaları felç olmuştur. Bu konuda olaya özgü müdahale dahi yapılmamış; sorunlar sürece yayılarak çözülmeye çalışılmıştır.
Hürriyet Partisinin perspektifinde vatandaşın karşılaştığı somut sorunlar, bu ana arızalar ile doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla bu hususlar bütüncül olarak ele alınmalıdır.
Bu bağlamda Hürriyet Partisi, adalet sistemindeki sorunlara şu açılardan yaklaşmaktadır:
Yargı Bağımsızlığı ve Temel Hak ve Hürriyetler
Bağımsız yargı, etkin bir kamu yönetiminin ve toplumsal barışın temel öğesidir. Yargıçları bağımsız olmayan bir ülkede, adalet mekanizmasının etkin bir şekilde çalışması mümkün değildir. Türkiye’de her zaman tartışma konusu olan yargı bağımsızlığı Ak Parti iktidarında geri dönüşü olmayan bir şekilde ortadan kalkmıştır. Birçok alanda yaşanan sorunların temelinde yargı bağımsızlığının ortadan kalkmış olması bulunmaktadır.
Hürriyet Partisinin ana ilkesi hürriyetperverliktir. Bu bağlamda diğer tüm ilke, değer ve kanaatlerimiz; bireyin hür olmasına, hürriyetin esas olmasına yönelmiştir. Dolayısıyla Hürriyet Partisi için temel hak ve hürriyetlerin korunması, diğer politik sahalardan daha öncelikle değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Hürriyet Partisi, Türkiye’de temel hak ve hürriyetlere dair kazanımların bir gelişim değil, gerileme hâli içinde olduğu kanaatindedir. Bu durum şüphesiz yargının bağımsızlığıyla ve diğer yargı sorunlarıyla doğrudan ilişkilidir. Bu hususa dair yaklaşımımız şu şekildedir;
- Türkiye’de ikili bir hukuk sistemi uygulanmaktadır. Bir başka deyişle Türkiye’de; kamunun büyük çoğunluğunu oluşturan, hukuk kurallarına genelde uyan, topluma tehdit niteliğinde olmayan sıradan vatandaşlara karşı uygulanan hukuk başkadır. Ulusun zararına hareket eden, kanunlara uymak istemeyen, kamu güvenliğini daima tehdit eden sorunlu kesime karşı uygulanan hukuk ise bambaşkadır.
- Yargı makamlarının gözünde hürriyetin varlığı değil, sınırlanması esastır. Ancak yürütmenin yargıya doğrudan ve devamlı müdahalesiyle de ilişkili olarak; sınırlanması gerekenlerin sınırlanmadığı, hür bırakılması gerekenlerin kısıtlandığı bir döngü ortaya çıkmıştır. Söz gelimi tutuklama, istisnai ve sıkı şartlara bağlanmış bir koruma tedbiridir. Buna rağmen tutuklama, tümüyle cezalandırma amacına yönelik kullanılmaktadır. Öyle ki tutuklama, şartlarını taşıyanlardan; örneğin kaçma riski bulunan ve kuvvetli suç şüphesi taşıyan bir şüpheliden çok; yürütme erkini rahatsız eden, mesela bir yürüyüşe katılan veya sosyal medyada eleştirel paylaşım yapan vatandaşa uygulanmaktadır. Tutuklama bu şekilde, toplumun algısında da bir cezalandırma amacına dönüşmüştür. Diğer yandan bu genel yaklaşım, hürriyetlerin sınırını devamlı daraltmaktadır.
- Türkiye’de yürütme erki çok kuvvetlendiğinden, yasama eliyle yapılması gereken birçok düzenleme; denetimi daha zayıf, keyfîliğe daha müsait idarî işlemler eliyle yapılmaktadır. Bu kapsamda Türkiye, hukuk devleti olmaktan çıkarılıp adeta bir genelge ve kararname devleti hâline getirilmiştir. Söz gelimi COVID-19 pandemisi döneminde başta sokağa çıkma yasağı olmak üzere temel hak ve hürriyetlere doğrudan müdahale niteliğinde birçok yasak; kanunla değil, genelgeler eliyle getirilmiştir. Bu gibi örneklerin artmasıyla kuvvetler ayrılığı ilkesi, fiilen ortadan kalkmıştır.
Temel hak ve hürriyetlerin devlet eliyle güvence altına alınmasının yegane yolu, hiç şüphesiz yargının tam bağımsızlığının sağlanmasıdır. Devlet fonksiyonlarının tek elde toplandığı sistemlere karşı tasarlanmış kuvvetler ayrılığı ilkesi gereği yargı erki, yasama ve yürütme erklerine karşı bireylerin hak ve hürriyetlerini koruma görevini üstlenmiştir. Yargı bağımsızlığının önemi; yargının vatandaşları kamu gücüne karşı koruyacak, keyfi uygulamaları engelleyecek ve hukukun üstünlüğünü sağlayacak olan temel mekanizma olmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye’de bu mekanizmanın tecelli ettiği, anayasal denetimi yürüten ve kararlarıyla diğer devlet organlarını bağlayan en üst kurum Anayasa Mahkemesidir. Öte yandan Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere mahkemelerin ve esasen tüm hakim ve savcıların bağımsızlığının sağlanması Hakimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) yapısı ile doğrudan ilişkilidir. Diğer bir deyişle yargı mensuplarının bağımsızlığının teminatı, bizzat HSK’nın kendisidir. Hâlbuki HSK’nın mevcut yapısı ve üyelerinin seçim usulünün yürütme erki ile bağlantısı düşünüldüğünde, bağımsızlıktan söz etmeye de imkan bulunmamaktadır.
Türkiye’de demokrasi ile temel hak ve hürriyetlerde yaşanan gerileme, Anayasa Mahkemesini de etkilemiştir. Öyle ki anayasa yargısı, düzenli olarak çeşitli yöntemlerle sınırlandırılmaya çalışılmıştır. Bunlardan en bariz olanı; Anayasa Mahkemesi kararlarının kesinliği ve bağlayıcılığı Anayasamızda açıkça hükmedilmiş olmasına rağmen, bu kararların diğer yargı mercilerince uygulanmamasıdır. Anayasa ihlallerinin bizzat yargı erki unsurları arasında dahi yaygınlaşmış olması, Anayasamızın fiilen askıya alındığı gerçeğini gözler önüne sermektedir.
Fiili olarak ikili bir hukuk sistemi uygulanmakta olan ülkemizde Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararların uygulanmaması, devlet teşkilatı ile temel hak ve hürriyetleri birlikte tehdit etmektedir. Hürriyet Partisi, bu durumun tam karşısında konumlanmaktadır. Bu bağlamda Mahkemece verilen ve Anayasamızca kesinliği ve bağlayıcılığı açıkça düzenlenmiş olan kararların, tereddüde mahal kalmaksızın uygulanması şarttır.
Anayasa Mahkemesinin daha bağımsız ve tarafsız olabilmesinin en önemli koşullarından biri, üye seçiminin tarafsız olmasıdır. Bu kapsamda öncelikle, Anayasa Mahkemesine üye seçimi usulünün yürütme erkinden bağımsız bir hâle getirilmesi gerekmektedir. Mevcut sistemde Anayasa Mahkemesinin on beş üyesinin on ikisi Cumhurbaşkanı, yani yürütme tarafından seçilmektedir. Cumhurbaşkanı, bunlardan dördünü doğrudan, ikisini Danıştay, üçünü Yargıtay, üçünü ise YÖK’ün gösterdiği adaylar içerisinden dolaylı olarak seçmektedir. Ancak YÖK’ün tüm üyeleri Cumhurbaşkanınca atanmaktadır. Danıştay üyelerinin dörtte biri Cumhurbaşkanınca, geri kalan üyeleri ise HSK tarafından seçilmektedir. Yargıtay üyelerinin ise tamamı HSK tarafından seçilmektedir. HSK’nın da on üç üyesinden altısının Cumhurbaşkanınca seçildiği düşünüldüğünde, Anayasa Mahkemesi üyelerinin büyük çoğunluğunun seçiminin Cumhurbaşkanına bağlı olduğu bir sisteme sahip olduğumuz sonucu çıkmaktadır.
Bu hâliyle mevcut hükûmet sistemimiz içerisinde Cumhurbaşkanınca Anayasa Mahkemesine yapılan atamaların, siyasi çıkar gözetilerek gerçekleştirilmesi önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Hürriyet Partisi, Anayasa Mahkemesi üye seçiminin olabildiğince tarafsız hâle getirilmesi için doğrudan atamaların meclis denetiminden geçirilmesi minvalinde denge-fren ve nitelikli çoğunluk ile seçme gibi demokratik uzlaşıyı artıracak mekanizmalara dayalı bir sistemin gerekliliğine inanmaktadır.
Bu açıklamalar doğrultusunda Hürriyet Partisinin temel hak ve hürriyetler ile yargı bağımsızlığına dair öncelikli politika önerileri şunlardır:
- Temel hak ve hürriyetler için “sınırlandırmanın sınırı” niteliğinde bir güvence sağlanacak; hakların özü, ölçülülük, demokratik toplum ve laik cumhuriyetin gereklilikleri olgularına objektif kriterler getirilecektir. Bu bağlamda temel hak ve hürriyetlere yönelik genel sınırlama sebepleri, hukuki belirlilik ilkesine uygun şekilde yeniden düzenlenecektir.
- Temel hak ve hürriyetlere ilişkin hukuka aykırı sınırlandırmalar suç kapsamına alınacak, bu türden sınırlamalara istinaden verilen emir ve talimatlar “konusu suç teşkil eden emir” niteliğinde olacaktır.
- Yasama erkinin yetki alanını gasp etmek suretiyle hukuka aykırı işlem yapan idarelere yaptırım uygulanacak, ilgililer hakkında soruşturma başlatılacaktır.
- Koruma tedbirleri ile hak ihlalleri bağlamında, alenen hukuka aykırı karar veren hâkim ve savcılar hakkında; mevcut denetim mekanizmaları elden geçirilecek, işler hâle getirilecek ve keyfî kararların somut bir yaptırıma bağlanması sağlanacaktır.
- Koruma tedbirlerine ilişkin tamamen çalışmaz hâle gelmiş kanun ve denetim yollarına dair yeni yöntemler gözetilecek, hâkimlerin dosya incelemeden karar verme yöntemleri tümüyle ortadan kaldırılacak, bu alanda yeni denetim mekanizmaları yaratılacaktır.
- Tutukluluğun devamına ilişkin kararlar; duruşma açılmasa da şüpheli, sanık veya müdafinin sözlü veya yazılı beyanı alınarak verilecek ve dosya üzerinden karara bağlanma usulü, istisna sayılacaktır.
- Yargı kurumları yeniden şekillendirilecek; HSK, Sayıştay ve Anayasa Mahkemesi ile diğer yüksek mahkeme üyelerinin, atama ve seçilme usulleri işlevsel bir kuvvetler ayrılığını sağlayacak şekilde değiştirilecektir. Hâkimlerin, mahkemelerin ve yargının tam bağımsızlığı sağlanacaktır.
- Hâkim savcı alım ve tayinlerinde objektif ve somut kriterler getirilecek, bu kriterlere dayalı liyakat esas alınacaktır. Yargının yürütme karşısında bağımsızlığını sağlamak amacıyla, hâkim ve savcı alımlarında yargı mensuplarının ve baroların etkinliği artırılacaktır.
- Mülakatlarda sorulacak sorular objektif kriterlere uygun olarak belirlenecektir. Ayrıca mülakatlar kayıt altına alınarak denetime açık hale getirilecektir.
- Hâkim ve savcılık alım sınavları ve mülakatları, Adalet Bakanlığı tarafından değil HSK tarafından yapılacaktır.
- Hâkim ve savcı kadrolarına alımlar, yakın tarihli alımlardan başlanarak geriye yönelik olarak incelenecek; alımlarında yolsuzluk tespit edilen hâkim ve savcılar, meslekten ihraç edilecektir. Öte yandan hâkim ve savcıların tüm özlük işlemleri ve değerlendirmeleri, Adalet Bakanlığı’ndan alınarak HSK’ya verilecektir.
- Hâkim ve savcılar için yer, makam, meslek, yetki ve dosya güvencesi sağlanacak; objektiflikten uzak veya muğlak gerekçeler ile görev yerlerinin değiştirilmesi ve görevden alınmaları engellenecektir.
- AYM üye seçimlerindeki üst kademe yöneticiler için de süre sınırı getirilecek, böylece kişilerin AYM üyesi yapılması için ilgili yöneticiliklere kısa süreliğine getirilmesi yolu engellenecektir.
- HSK’nın görev ve yetkileri genişletilecek, Adalet Bakanı ve yardımcısı HSK üyeliğinden çıkarılacaktır. Bu yolla yürütmenin HSK üzerindeki müdahalesine son verilecektir.
- Hâkim ve savcıların disiplin teftişleri bakanlık yetkisinden alınıp HSK içinde kurulacak yeni disiplin kurullarına verilecektir. İlgili kurul, üyeleri arasında savcılık ve hâkimlik dışında diğer hukuk mesleklerinden de üyeler barındıracak şekilde düzenlenecek, disiplin soruşturmalarında iddia ve karar makamlarının aynı olmaması sağlanacaktır.
- Herhangi bir organ, makam, merci veya kişinin; yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemeleri ve hâkimleri açık, örtülü veya gizli olarak etkilemesine kati suretle izin verilmeyecektir. Üst düzey kamu görevlileri bakımından “yargı görevi yapanı etkileme suçu” nitelikli hâl olarak düzenlenecek, soruşturma ve kovuşturma usulleri kolaylaştırılacaktır.
- Danıştay ve Yargıtay üye sayılarına ilişkin düzenlemelere Anayasa’da yer verilerek yüksek mahkemelerin üye sayılarının sıkça değiştirilmesi engellenecektir.
- Yüksek mahkemelere kanun tasarıları hakkında yasama için bağlayıcı olmayan öneri belirtme yetkisi verilecek, bu sayede Anayasa’ya aykırı kanunların ihdas edilme oranı düşürülecektir.
- Soyut norm denetimine başvurma yetkisine sahip olanların kapsamı genişletilecek, bu yolla kanun yapımı üzerindeki denetim mekanizması genişletilecektir.
Yolsuzlukla Mücadele
Türkiye’nin en öncelikli ve temel sorunu yolsuzluktur. Yolsuzluk, kamu gücünün şahsi çıkar için kullanılmasıdır.; Yolsuzluk memleketimizin her geçen gün fakirleşmesine ve hukuk kurallarının uygulanmamasına yol açan, müdahale edilmedikçe genişleyen zehirli bir sarmaldır. Diğer sorunlara nazaran yolsuzluk, daha uzun süredir devlet aygıtı içine yerleşmiş olduğundan, toplum tarafından da kanıksanmıştır. Bu sebeple diğer problemlerle mücadeleye nazaran yolsuzlukla mücadele, daha zorlu bir çalışma alanıdır. Ancak Hürriyet Partisi, Türkiye’de yolsuzluğun tüm görünümlerine kesintisiz bir savaş açacağını taahhüt etmektedir.
Yolsuzluğun en tehlikeli hâllerinden biri, yargı erki içerisindedir. Zira yolsuzluğu tespit edip cezalandırması gereken kurum ve kişilerin de bu sarmala dahil olması, yolsuzluğun denetimini adeta ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla yolsuzluk yönünde alınacak herhangi bir tedbirin hakikaten işlevsel olabilmesi, yargıdaki yolsuzluğu ortadan kaldırmaktan geçmektedir. Hürriyet Partisi iktidarında yargının tam bağımsızlığını sağlayacak ve yargıda yolsuzluğu engelleyecek başlıca politikalar şunlardır:
- Yetki ve dosya dağılımında mesleki bilgi ve tecrübe esas kılınacak, yeni hâkim ve savcılara yüksek bilgi ve tecrübe gerektiren dosyalar verilmeyecektir.
- Hâkimler ve savcılar hakkında yolsuzluk suçları yönünde soruşturma başlatılabilmesi için gerekli olan izinler, HSK yerine yeni kurulacak Yolsuzlukla Mücadele Hâkimlikleri tarafından verilecektir. Bu hâkimlikler tarafından verilen kararlara ilişkin kanun yolu açık olacaktır.
- Adalet Müfettişleri ve Teftiş Kurulu, Adalet Bakanlığından bağımsız olacak şekilde yeniden yapılandırılacak; yargı mensuplarının denetimi, yürütme kontrolünden kurtarılacaktır.
- Yargıdaki yolsuzluğun tespiti bakımından bağımsız denetçiler görevlendirilecek, bu denetçiler Teftiş Kuruluna rapor verecektir. Teftiş Kurulu tarafından yolsuzluk suçlarından en az birini işlediği tespit edilen hâkim ve savcılar için Yolsuzlukla Mücadele Hâkimliklerinin soruşturma izni aranmayacaktır.
- Hâkimler ve savcıların her türden suç için soruşturulmasına yönelik olarak verilen ret kararlarının gerekçeli olması zorunluluğu getirilecek, ret gerekçeleri objektif şartlara bağlanacaktır.
- Yargılama neticesinde yolsuzluk kapsamındaki bir suçtan hüküm giyen hâkim ve savcılar tekerrür aranmaksızın meslekten men edilecektir.
Hürriyet Partisine göre; kamudan kaynaklanan yetki ve gücün kullanılmasıyla elde edilen her türlü şahsi çıkar, yolsuzluk kapsamındadır. Diğer bir deyişle elde edilen şahsi çıkarlar kamu kaynaklarının kullanılmasının haksız bir sonucudur. Kamunun bütününe ve aynı zamanda geleceğine yönelik nitelikli bir hırsızlık hâli oluşturan bu “yolsuzluk suçlarının”; diğer suçlardan ayrı bir kategoride değerlendirilmesi, yolsuzluk niteliğindeki fiillerinin gerçekten denetlenebilir olabilmesi için şarttır.
- Suç olarak düzenlenmeyen kayırmacılık, oy ticareti, rantçılık gibi yolsuzluk görünümleri kanun kapsamına alınarak suç kategorileri oluşturulacak, yolsuzluk kapsamındaki tüm suçlarda zaman aşımı kaldırılacaktır. Bu suretle yolsuzluk “düşük riskli, yüksek getirili” bir aktivite olmaktan çıkartılacaktır.
- Yolsuzluk kapsamındaki suçlar bakımından ceza ve ceza yargılaması kanunlarında düzenlemeler yapılacak, yolsuzluk suçlarına özgü olarak kimi ceza yargılaması mekanizmaları daha hızlı ve etkin işletilecektir.
- Üst düzey kamu görevlilerinin soruşturulmasını fiilen imkansız kılan mevzuat değiştirilecek, denetim yolu açılacaktır.
- Yolsuzluk kapsamındaki suçlar bakımından özel kanunlarda düzenlenen soruşturma izni kaldırılacak, tüm kamu görevlileri yolsuzluk suçları bakımından izne tabi olmaksızın yargılanacaktır.
- Yargı kurumları yeniden şekillendirilecek, HSK ve yüksek mahkeme üyelerinin atama ve seçilme usulleri değiştirilecektir. Bu yolla üst düzey kamu görevlilerinin yargılanması bağımsız yargı organları tarafından gerçekleştirilecek, yüksek mahkeme kararlarının bağımsızlığı sağlanacaktır.
- Yolsuzluk kapsamındaki suçlar bakımından Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar için öngörülen soruşturma teklif sayısı ve soruşturma açılma karar sayısı nisapları düşürülecek, bu kamu görevlileri hakkında denetim yolu açılacaktır.
- Milletvekillerinin yasama dokunulmazlığı yolsuzluk suçları bakımından farklı usullere tabi tutulacaktır. Bu suretle milletvekillerinin yolsuzluk faaliyetlerinin yargıya taşınması kolaylaştırılacaktır.
- Meclis bünyesinde milletvekillerinin ticari faaliyetlerini inceleyecek hususi bağımsız denetim mekanizmaları geliştirilecek, kamu gücünü ticari faaliyetlerine fayda sağlamak için aracı eden milletvekilleri böylece tespit edilecektir. Bu yolla yolsuzluğu tespit edilen vekiller hakkında soruşturma başlatılması için meclis kararı aranmayacaktır.
- Yolsuzluk suçlarının tespiti ve denetimi için bir Yolsuzluk İhbar Hattı kurulacak; vatandaşların, maruz kaldığı ya da şahit olduğu yolsuzluk suçlarını anonim olarak ihbar edebilmeleri sağlanacaktır. İhbarcıların kişisel verileri sıkı sıkıya gizli tutulacak, devlet tarafından güvence altına alınacaktır.
- Yolsuzlukla mücadelede uluslararası işbirliği yönünde adımlar atılacak, yolsuzlukla mücadeleye ilişkin uluslararası sözleşmeler uygulamaya alınacaktır.
- Yerel yönetimlerde yolsuzluğun önlenmesi için başta belediye şirketleri olmak üzere yerel yönetim süreçlerinde etkin kurumların denetimi sağlanacak, kamuya açık raporlama yapmaları temin edilecektir.
Kamu görevlilerinin gelir ve giderlerinin denetimi de yolsuzlukların tespiti ve önlenmesi maksadında hiç şüphesiz büyük bir önem taşımaktadır. Bu bağlamda kamu görevlilerinin yolsuzluklarını tespit edebilmek için mal varlıklarına ilişkin denetimin kapsamı artırılmalı ve sorguya açık hale getirilmesi zorunludur. Gelirlerin vergi yoluyla vatandaşlardan elde edilmesine karşılık; bu gelirlerin akıbetinin vatandaşa sunulmaması yönünde bir tercih, yolsuzluğun gelişimi için doğrudan doğruya zemin oluşturmaktadır.
Bunun önüne geçilmesi için gerekli tüm adımlar atılacak, devlet organlarının gelir ve giderleri ile özellikle kamu görevlilerinin mal varlıkları sıkça ve düzenli olarak denetlenecek, kamuda şeffaflık ve hesap verme mekanizmaları hayata geçirilecektir.
- Tüm kamu görevlileri, yakın akrabalarını da içerecek şekilde bağımsız denetçiler aracılığıyla yılda dört kez kamuya açık mal bildiriminde bulunacaktır.
- Kamu görevlilerinin servetlerinin kaynağı düzenli aralıklarla sorulacak, meşru kaynağı gösterilmeyen servetler yolsuzluk geliri kabul edilecek, kamu gücünün kötüye kullanılması ile elde edildiği ortaya çıkan her türlü haksız kazanca müsadere yoluyla el konulacaktır.
- Kamu kurum ve kuruluşlarının yıllık gelir ve giderleri halka açık ve detaylı bir şekilde paylaşılacak, paylaşılan verilerin vatandaşlar tarafından anlaşılabilir ve ulaşılabilir olması sağlanacaktır.
- Hesaplarda oluşan uyuşmazlıklar ya da hesabı verilemeyen gelir ve giderler, ilgili kurum bünyesindeki tüm sorumlu görevliler için yolsuzluk soruşturmasının başlatılmasına neden olacaktır.
- Varlık barışları ile kayıt altına alınan para, mal ve sair gelirler geriye yönelik olarak incelemeye tabi tutulacak; kaynakları sorularak vergilendirme yapılacak, meşru kaynağı gösterilmeyenler kayıt dışına çıkarılarak gerekli yaptırımlar uygulanacaktır.
- Kamu gücünün kötüye kullanılması suretiyle kamuya verilen zarar, kamu görevlilerinin şahsi mal varlığından tazmin ettirilecektir.
- MASAK bağımsız bir hâle getirilecektir. Yolsuzluk ile elde edilen gelirler için MASAK altında ayrı bir birim kurulacak, hakkında MASAK tarafından yolsuzluk denetimi yapılan kamu görevlisinin geçmişe yönelik her türlü kamusal faaliyeti MASAK denetimine açık hale getirilecektir.
- Kamu gelirlerinin ve harcamalarının şeffaf olarak kamuyla paylaşılması ve ve verilerin doğru tutulması için bağımsız denetçiler görevlendirilecektir.
Yolsuzluğun en bariz olduğu alanlardan biri hiç şüphesiz kamu kurumları tarafından kamunun ihtiyaç duyduğu mal, hizmet ve yapım işlerinin sağlanması amacıyla verilen kamu ihaleleridir. Kamu ihalelerindeki rant odaklı yaklaşım, kamu hizmetlerinin yolsuzluk aracı olarak olarak kullanılmasına yol açmaktadır. Bu durum kaçınılmaz olarak ihaleye konu mal, hizmet ve yapım işlerinin verimsizliği ile sonuçlanmaktadır. Kamu kaynaklarının belli şirketler arasında paylaştırılması; rekabet alanını tümüyle ortadan kaldırmakta, ülkeyi belli kesimlere pay etmektedir. Kamu ihale süreçlerinin kamuoyunun bilgisine sunulmaması, hesap verilebilirliği ortadan kaldırmakla yolsuzluğa adeta bir perde çekmektedir. Hürriyet Partisi, kamu ihaleleri aracılığıyla vatandaşı yoksullaştıran ve kamu hizmetlerini verimsizleştiren bu yolsuzluk düzenine derhal son verecektir.
- Kamu ihalelerine ilişkin mevzuatlar, ihalelerde rant ve yolsuzluk oluşumunu engelleyecek şekilde düzenlenecektir.
- Kamu ihalelerinin tüm süreçleri kamuya açık gerçekleştirilecek, rant oluşturma potansiyeli olan kararların kamuoyuna açık şekilde alınması sağlanacaktır.
- Belli şirketler arasında paylaştırılan kamu ihaleleri incelemeye tabi tutulacak, inceleme neticesinde yasal zorunluluklar yerine getirilmeden verilen ihaleler tespit edilecek; verilen süre içerisinde yasal zorunlulukları yerine getirilmeyen ihaleler, şirketlerin elinden alınacaktır.
- İhalelerde sağlıklı bir rekabet alanı oluşturulması için gerekli çalışmalar yapılacak; ihaleye konu işlem, ekonomik büyüklüğü ve diğer gereklilikleri bakımından alt ve üst sınırları olan belirli sınıflara tabi tutulacak, ihaleye istekli taraflar bu sınırlara göre ihaleye katılabileceklerdir.
- Başlangıçtaki bedelinin sonradan artırıldığı tespit edilen ihaleler sıkı denetime tabi tutulacak, bu ihaleleri alan şirketlerin ticari defterleri incelenerek, haklı gerekçelere dayanmayan bedel artırımları geri alınacaktır.
Şirketlere kamu bankalarından verilen ucuz ve/veya faizsiz kredilerin geri ödemeleri alınacak, vergi affı uygulamalarından vazgeçilecektir. Bu suretle vatandaşı yoksullaştıran siyaset-ticaret-bürokrasi ilişkileriyle büyüyen yolsuzluk düzenine son verilecektir.
Cezasızlık
Hürriyet Partisi, genel olarak Türkiye’de gerçekleştirilen hukuka aykırı fiiller ile bu hukuka aykırı fiillere öngörülen yaptırımlar arasında bariz bir orantısızlık bulunduğu kanaatindedir. Türkiye’de bazı hukuka aykırı fiiller hiç cezalandırılmaz; bazıları, failine göre cezalandırılır; bazı cezalandırmaların ağırlığı ise yine fail, ortam, halk nezdinde tepki alıp almaması gibi unsurlara göre kararlaştırılır. Bu durumun bir hukuk devletinde kabul edilebilir bir yanı yoktur.
Öte yandan ceza hukuku anlamında cezasızlık, çok daha belirgin ve can yakıcıdır. Zira insan toplumsaldır ve güvenlik, insan için en öncelikli kaygılardan biridir. Bununla birlikte Hürriyet Partisinin yaklaşımına göre Türkiye’de cezasızlığı besleyen ana damarlardan biri, cezaların infaz usulü ve uygulanabilirliğidir. Bu bakımdan suçun önlenebilirliği ile cezanın uygulanabilirliği, birbiriyle doğrudan ilişkilidir: Cezalandırılmayan her davranış, bir yenisinin ön koşulunu oluşturacaktır.
Bu kapsamda Hürriyet Partisinin cezasızlığa karşı yaklaşımı şu şekildedir:
- Pratik hayatta olumlu ve etkili sonuçlar vermediği aşikar olan “suçlunun topluma tekrar kazandırılmasını” önceleyen infaz düzenlemelerinin yerine; suçluları tecrit etmek suretiyle toplumu güvence altına alan uygulamalar önceliklendirilecektir. Suçluların tecrit süresince yeni suçlar öğrenerek topluma salıverilmesi engellenecek; suç işlemeyi adeta meslek haline getirenler, suç işlemeyecekleri yönünde tutum ve davranışlar sergilemedikçe doğrudan topluma karışamayacaktır.
- Mağdurları şikayet etmekten alıkoyan, ikincil mağduriyetlerine sebebiyet verecek her türlü uygulamadan vazgeçilecek; mağdurun değil, suçlunun korktuğu bir yargı sistemine geçiş yapılacaktır.
- Kişilerin can güvenliğine yönelik suçlar bakımından koruyucu ve önleyici tedbirler genişletilecek, bu tedbirleri kasten veya ihmalî olarak almadığı veya almakta geciktiği için ikincil mağduriyete sebebiyet veren kamu görevlileri hakkında hukuki ve sorumluluk öngörülecek, disiplin süreçleri işletilecektir.
- Cumhurbaşkanına verilen af yetkisi kaldırılacaktır. Bu yolla nüfuzlu kimselerin işledikleri suçların neticesine katlanmaktan kurtulması engelenecek, toplumun adalete olan inancı artırılacaktır.
- İnfaz Kanunu; çok daha net, sade, uygulanabilir ve kamu vicdanını yaralamayacak bir biçimde yenilenecektir. Yeni infaz rejimi, mevcut olanın aksine ceza hukukunun cezalandırma işlevini önceleyecek; mahkemelerin verdiği hükümleri önemli ölçüde azaltan yapıdan arındırılacak, geçici ve istisnai hükümler ile örtülü af uygulamalarına kesinkes son verilecektir.
- İnsanları suça iten sebepler, suçlu psikolojisi, suçun nasıl önlenebileceği, cezasızlık ve sorumsuzluk gibi konularda veri eksikliği giderilecek ve ilgili veriler şeffaflıkla kamuoyuyla paylaşılacaktır. Sonuçlara yönelik düzenlemeler yapılabilmesi amacıyla kriminoloji ve penoloji gibi bilimlerin gelişmesi için üniversiteler ve gönüllü kurum ve kuruluşlarla yapılacak işbirlikleri ile bunlara bütçeden pay ayrılması gibi yollarla çeşitli teşvikler sağlanacaktır.
- İnfaz rejiminin, suçlunun ıslahına ilişkin hükümleri yeniden ele alınacak ve kanunun ruhu, baştan yaratılacak; suç işlemenin karşılığının, kanunlarda yazdığı süre ve şartlarda cezaevinde bulunmak olacağı esas kabul edilecektir.
- Başta denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme olmak üzere suçluların ıslahına yönelik tasarlanmış olan yöntemler; daha sade ve yalın bir biçimde, cezasızlığa yol açan yapılarından arındırılarak yeniden düzenlenecektir.
- İnfaz mevzuatında yer alan, geçici madde usulüyle veya torba yasalarla getirilmiş olan, hukuk âleminde hiçbir yeri olmayan düzenlemeler tümüyle kaldırılacaktır.
- Haftasonu ve gece infazı gibi ceza hukukunun caydırıcılık ve ıslah amaçlarıyla örtüşmeyen özel infaz usullerinden vazgeçilecek, konutta infaz için ise şartlar ağırlaştırılacaktır.
- Cezaevinde kalınan sürenin hükümlünün ıslahına yeterli olacağı ön kabulü ile düzenlenmiş ve cezanın belli bir oranı çekildikten sonra hükümlünün direkt olarak koşullu salıverilebileceğini düzenleyen infaz hükümlerinden derhal vazgeçilecektir. Hükümlünün iyi halinin değerlendirilmesi ile ancak istisnai hallerde koşullu salıverilmenin mümkün olabileceği yönünde düzenlemelere gidilecektir. Bu noktada cezaevi izleme kurullarının denetime açık raporlar ile hükümlülerin değerlendirilmesinde daha etkin rol alması sağlanacaktır.
- Mevcut cezaevlerinin yetersizliği göz önünde bulundurularak cezaevi şartlarının iyileştirilmesi gerektiği şüphesizdir. Cezaevi şartları, hükümlünün iyi hali ile doğru orantılı bir şekilde aşamalı olarak iyileştirilecektir.
- Hükümlünün infaz kurumunda bulunduğu sürede sergilediği tutum ve davranışlarını birincil elden değerlendiren, güç kullanma yetkisi ile asayişi temin eden ve hükümlünün kişisel dönüşümünde rol alabilecek potansiyelde olan infaz hizmetleri personeline çok boyutlu ve dinamik bir çerçevede mesleki eğitim programları verilecektir.
- Aslen bir koruma tedbiri olmasına rağmen cezalandırma amacı olarak kullanılan tutuklama kurumuna yönelik hukuka aykırı uygulamalara son verilecektir. Tutuklama kurumuna, kanunda düzenlendiği biçimde “zorunlu hâllerde” uygulanan bir koruma tedbiri vasfı kazandırılacaktır. Öte yandan doğrudan kamu güvenliğini tehdit eden suç olaylarında, yalnız tepkiye dayalı olarak verilen tutuklama kararları da usulüne uygun hâle getirilecektir.
- Sanığın suç kaydının varlığı ile kayıtlı suçlarının niteliği, koruma tedbirine hükmedilirken göz önünde bulundurulacaktır.
- Hükümlü, tahliye sonrası kati koruma ve denetim koşullarına tabi tutulacak, denetim mekanizmasının öngördüğü şartlar gerçekleşmeden kontrolsüz bir şekilde doğrudan toplumla bütünleşmesine cevaz verilmeyecektir.
- Mükerrirlere özgü infaz rejimi koşullarında ağırlaştırmaya gidilecek, mükerrirlerin denetimli serbestlik gibi infaz usüllerinden yararlanmasının önüne geçilecektir.
- Faillere “ikinci bir şans” verilmesi amacına yönelik düzenlenmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumu, hâlihazırda tümüyle cezasızlığa hizmet edecek şekilde kullanılmaktadır. Masumiyet karinesini doğrudan ihlal eden HAGB kurumu, ya amacına uygun hâle getirilecek şekilde yeniden düzenlenecek ya da tümden kaldırılacaktır.
Yargı Sisteminde Tıkanmışlık
Yargı sisteminin ağır aksak ilerlemesi ve sık sık tümden tıkanması, esasen daha uzun vadede çözümlenecek bazı problemlerden kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda Türk hukuk sisteminin, hukuk bürokrasisinin ve özellikle hukuk eğitiminin derinlemesine gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Buna karşın Türkiye’de, birçok konuda olduğu gibi yargı sistemini aksatan hususlar da daima üstünkörü ele alınmaktadır. Söz gelimi hukuk fakültesi sayısı arttıkça eğitim kalitesi düşmekte, her geçen gün daha az donanımlı yeni hukukçular sisteme dahil olmaktadır. Bu soruna karşı yapılan müdahale ise bir “Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı” tasarlanarak sorunun zamana yayılmasından ibaret olmuştur. Yahut da icra daireleri ve bazı mahkemeler, dosya yoğunluğundan işlemez hâle gelmiştir. Devletin bu sorunla mücadele biçimi, daha büyük adliyeler inşa etmenin ve yeni mahkeme kurmanın ötesine geçememiştir.
Hürriyet Partisinin yaklaşımı ise bu sorunlara daha yapısal çözümler düşünülmesi gerektiği; bununla birlikte çok daha basit ve yeni dünyada çoktan düşünülmüş olması gereken bazı çözümlerin derhal uygulamaya konabileceği; böylece sorunların, hiç değilse daha da büyümesinin önünün alınabileceği yönündedir.
- Hukuk fakültesi sayısı ve kontenjanları azaltılacaktır. Hukuk eğitimi, günümüz koşullarına göre yeniden düzenlenecektir. Fakültelerde uygulamaya yönelik eğitimler verilecektir.
- Hukuk fakültelerinin öğretim görevlisi ve yönetim kadroları için belirli nitelik şartları getirilecek, şartları taşımayan fakülteler belirlenecek sürede yeterliliği sağlayamadığı takdirde kapatılacaktır.
- Yargıda ihtisaslaşma sağlanacak ve hakim ve savcıların görev değişiklikleri, ihtisas alanlarına uygun bir şekilde yapılacaktır.
- Yargının tam bağımsızlığına ket vuran düzenlemeler tümüyle değiştirilecek, kuvvetler ayrılığı ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalınacaktır.
- Yüksek mahkeme kararlarının hukuki gerekçeden yoksun bir biçimde reddedilmesi yönündeki fahiş uygulama hatalarına son verilecektir.
- Mahkemelerde ön incelemelerin duruşmasız yapılması ve duruşmalı yapıldığı hâllerde de e-duruşma usulüyle görülmesi, mevzuat değişiklikleriyle esas olacaktır. Bu halde bir dava dosyasında tahkikat aşamasına geçilebilmesi için yalnızca dilekçeler aşamasının sona ermesi beklenecektir.
- Tahkikatın duruşmalar dışında da ilerlemesi esas usul olarak hukuk sistemimizin bir parçası olacaktır. Bu kapsamda hukuk mahkemelerinde duruşmalar, adil yargılanma hakkı ihlal edilmeyecek şekilde, istisnai hale getirilecektir. Bir uyuşmazlığın çözülmesinde isticvap, tanık dinletilmesi ve hükmün açıklanması gibi hukuken zorunlu haller ile hâkimin ihtiyaç duyduğu hallerde ve ayrıca tarafların özel olarak talep etmesi halinde duruşma yapılacaktır.
- Fiziki tebligat istisnai hal olarak düzenlenecek ve tebligatlar elektronik ortamda UETS vasıtasıyla yapılacaktır. Vatandaşların bu tebligatları sağlıklı bir şekilde alabilmesi için UETS, e-Devlet uygulaması aracılığıyla kullanılabilir hâle getirilecektir. Fiziki tebligat sadece kişiye elektronik tebligat yapılmasının mümkün olmadığı hallerde yapılacaktır. Kişiye çeşitli nedenlerle fiziki tebligat yapamayan posta memuru, tebligatı ilgili PTT şubesine teslim ederek, kişiye UETS vasıtasıyla tebligatı olduğunu bildirecektir.
- UETS, bürokrasinin tüm organları ile koordineli şekilde çalışacak ve böylece kişiye vasi tayin edilmesi, kişinin zorunlu askerlik görevini ifa ediyor olması gibi tebligatın doğrudan yapılmasını engelleyen hallerde, kişiye elektronik ortamda tebligat yapılmasının önüne geçilecek ve olası hak kayıpları engellenecektir.
- UYAP sisteminde yapay zekâ kullanılmaya başlanarak, kalem personeli nezdinde mesai ve iş yükü oluşturan duruşma zaptının hazırlanması, ara kararlar ve gerekçeli kararın hazırlanması, kesinleşme şerhlerinin düzenlenmesi gibi işler otomasyona bağlanacaktır.
- UYAP sisteminde sık sık yaşanan sistem arızaları, sunucu konfigürasyonlarının doğru yapılması ve daha güçlü sunucuların kullanılması ile çözülebilir niteliktedir. Bu kapsamda UYAP sisteminin kesintisiz ve sorunsuz çalışması için gerekli bilişim altyapısı oluşturulacak, bu amaçla gerekli bütçe ve insan kaynağı temin edilecektir.
- UYAP ve UETS, CELSE uygulaması ile tamamen entegre edilecektir. CELSE uygulaması geliştirilecek ve hem kalem personeli hem de avukatlar tarafından daha etkin bir şekilde kullanımı sağlanacaktır.
- UYAP sisteminin kalem personeli tarafından kullanılan arayüzü, dosya safahatinin takibini kolaylaştırılacak şekilde geliştirilecektir. Böylece personel hatası veya ihmali nedeniyle dava dosyalarının sürüncemede kalması önlenecektir.
- UYAP nezdinde avukatların soruşturma ve dava dosyalarına giren herhangi bir evrakı görüntülemelerinin önündeki engeller kaldırılacaktır.
- E-duruşma sisteminin, tüm ülke genelinde ve ceza mahkemeleri de dahil bütün mahkemeler nezdinde kademeli olarak kullanılabilir hale getirilmesi sağlanacaktır. Hukuk mahkemelerinde ön incelemenin duruşmalı olarak yapıldığı hallerde de duruşmanın elektronik ortamda yapılabilmesi esas kabul edilecektir.
- Hâkim ve savcıların mesai saatlerinde adliye içerisinde olup olmadığı denetlenerek kayıt altına alınacaktır. Mesai ve duruşma saatlerine riayet etmeyen hâkim ve savcılara disiplin yaptırımları uygulanacaktır. Adliyelerdeki zaman kaybının önüne geçmek amacıyla beşer dakika ara ile duruşma saati verilme usulü kaldırılacaktır.
- Yüksek mahkemelerin çalışma sistemi yeniden düzenlenecektir. Yüksek mahkeme hâkimlerinin ve tetkik hakimlerinin sayısı arttırılacaktır. Yüksek mahkeme hâkimlerinin mesai saatlerine riayet edip etmediği denetlenerek kayıt altına alınacaktır. Mesai saatlerine riayet etmeyen hakimlere disiplin yaptırımları uygulanacaktır.
- Yüksek mahkemeler nezdinde getirilecek hedef süre uygulaması ile bu hedef süreye riayet etmeyen daire üyeleri nezdinde disiplin yaptırımları uygulanacaktır.
- İstinaf mahkemelerinin, incelemiş oldukları dosyaları; tanık dinlenmesi, keşif yapılması gibi yerinde yapılması gereken usul işlemleri dışında ilk derece mahkemesine göndermeleri kesin olarak engellenecektir.
- Tevzi sistemi yeniden düzenlenecektir. Daha çok ve hızlı çalışan hâkim ve savcıların kademeli olarak daha az dosya yükü ile karşılaşmasını sağlayacak bir tevzi sistemi kurgulanacaktır.
- Yargılama sırasında alınan ara kararlar ve davayı sona erdiren kararlar mutlaka gerekçeli olacaktır, bu hususa riayet etmeyen hâkimlere caydırıcı disiplin yaptırımları uygulanacaktır.
- Yargının eşit paydaşlarından olan avukatlara yönelik olarak yargılama esnasında yapılan hukuka aykırı işlemlere karşı, hâkim ve savcılar ile kalem personelinin, yargılama esnasında gerçekleştirdikleri hukuka aykırı eylem ve işlemlere karşı disiplin yaptırımları tereddütsüz uygulanacaktır.
- Yargılamalarda delil toplama yetkisi mahkeme tekelinden alınacak ve avukatlara da yetki verilecektir. Mahkeme tarafından yetkilendirilmiş avukata, delil ibrazından kaçınanlara hukuki ve cezai yaptırımlar uygulanacaktır.
- Mahkemelerin iş yükünü azaltmak amacıyla bazı görevler diğer kurumlara verilecektir. Delil tespiti, icra edilebilirlik şerhi gibi gerçek anlamda yargılama faaliyeti yapılmayan ve hâkimin etkin olmadığı süreçler; bakanlıklar, noterler, nüfus ve tapu müdürlüğü gibi kurumlar aracılığı ile yürütülecek ve vatandaşın yargı makamlarındaki vakit kaybının önüne geçilecektir.
- İcra ve İflas Kanunu’nda borçluların kötüye kullanımına sebebiyet veren ve zaman kaybına yol açan hükümler güncellenecek ve tahsilât usulü kolaylaştırılacaktır. UYAP üzerinde yapılacak düzenlemeler ile takibin kesinleştirilmesi gibi sürelere bağlı işler otomasyona bağlanacaktır.
- Adli soruşturmaların daha hızlı ve etkili yürütülebilmesi adına, uzmanlaşmış adli kolluk birimlerinin yetiştirilmesi sağlanacaktır. Bu birimlerin etkinliği artırılarak, delil toplama ve soruşturma süreçlerinde kalite ve hız standardı getirilecektir. Böylece delillerin hukuka uygun toplanarak, soruşturma sürecinin hukuk devleti ilkesine uygun yürütülmesi sağlanacaktır.
- UYAP sistemi içerisinde hâkim, savcı ve kalem çalışanlarının erişimi olduğu ancak avukatların erişiminin olmadığı hizmet kalmayacaktır. Avukatların da mahkeme kararları dahil olmak üzere, UYAP sistemindeki tüm hizmetlerden yararlanabileceği düzenlemeler yapılacaktır.